Bazı yükselişler vardır; nasip ister, emek ister, sabır ister, bedel ister.
Bazıları ise neredeyse zahmetsizdir. Sessizdir. Kimse fark etmez.
Ama geride derin bir iz bırakır.
İşte bu tür yükselişlerin adı, kadim irfanımızda ve ilahi uyarılarda bellidir:
Günah halkası.
Günah halkası, tek bir yanlış değildir.
Bir anda düşülen bir hata hiç değildir.
O, adım adım örülen, alıştıra alıştıra büyüyen, kalbi esir alan bir süreçtir.
İmam Şâfiî bu süreci şöyle özetler;
“Haramın en zoru başıdır.
Sonra kolaylaşır.
Sonra sıradanlaşır.
Sonra alışılır.
Sonra tatlanır.
Sonra kalbe yerleşir.
Sonra da kalp başka bir haram arar.”
İşte günah halkası tam da böyle kurulur.
İlk halka küçüktür.
Ama her halka, bir sonrakini davet eder.
Başlangıçta insan kendi kendine konuşur:
“Bir defadan bir şey olmaz.”
“Şimdilik susmak daha doğru.”
“Herkes böyle yapıyor.”
Bu aşamada vicdan hâlâ canlıdır.
Ama susulmuştur.
Sonra suskunluk tekrar eder.
Tekrar eden günah, alışkanlığa dönüşür.
Alışkanlık savunulur.
Savunulan şey artık günah olarak görülmez.
Kur’an-ı Kerim bu noktaya dikkat çeker:
“Onlar çirkin bir iş yaptıklarında ‘atalarımızı bu yolda bulduk’ derler.”
(A‘râf, 28)
Günah, gerekçe üretmeye başladığında tehlikeli hâle gelir.
Çünkü artık kişi değil, sistem konuşmaktadır.
Bireysel günah, kişiyi bozar.
Paylaşılan günah, yapıyı çürütür.
Bir yerde yanlışlar görmezden geliniyorsa,
Suskunluk ödüllendiriliyorsa,
Yanlış yapanlar korunuyorsa,
Doğru söyleyenler dışlanıyorsa…
Orada günah halkası tamamlanmıştır.
Kur’an-ı Kerim bu tür birliktelikleri açıkça uyarır:
“Günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın.”
(Mâide, 2)
Bu ayet sadece sokaktaki insan için değildir.
Makamda olanlar içindir.
Yetki sahibi olanlar içindir.
Sessiz kalıp kenarda bekleyenler içindir.
Çünkü günah, paylaşıldığında masumiyet iddiasını yok eder.
Bu hakikat asırlar önce yazılmıştır.
Yusuf Has Hacib, Kutadgu Bilig’de şunu söyler:
“Beyin etrafında dalkavuk çoğalırsa, adalet kapıdan çıkar.”
Nizâmülmülk, Siyasetnâme’de meseleyi daha da netleştirir:
“Hükümdarın çevresi ehil değil, sadık olanlardan seçilirse devlet içten yıkılır.”
Bu yıkım gürültüyle olmaz.
Sessiz olur.
Terfilerle olur.
Unvanlarla olur.
Ve en çok da susarak yükselenlerle olur.
Günah halkasına girenler genellikle hızlı yükselir.
Çünkü onların önünde üç engel yoktur:
Vicdan engeli,
Hesap korkusu,
Cehennem kaygısı.
Ama Kur’an’ın değişmeyen ölçüsü vardır:
“Zalimler kurtuluşa eremez.”
(En‘âm, 21)
Buradaki kurtuluş makam değildir.
Kalıcı olmak, hayırla anılmak, ardında temiz bir iz bırakmaktır.
Koçi Bey, bozulmayı tek cümlede toplar:
“Ehliyet gitti, himmet kaldı.”
Himmet; yani torpil, kayırma, menfaat karşılığı sadakat.Bu düzen içinde yükselenler, aynı zincirin halkalarıdır. Zincir koptuğunda, hiçbiri ayakta kalmaz.
Bugün birçok insan şuna inanıyor:
“Doğru durursam ilerleyemem.”
“Susmazsam dışlanırım.”
Ama asıl soru şudur:
Yükselmek mi önemli, yoksa yükselirken sınavı kaybetmemek mi?
Çünkü haram önce zor gelir,
Sonra kolaylaşır,
Sonra alışılır,
Sonra tatlanır,
Ve sonunda kalbi teslim alır.
Günah halkası kısa yol sunar.
Ama o yolun sonunda ne huzur vardır, ne bereket, ne de hayırla anılmak.
Unutulmamalıdır:
Hızlı çıkanlar genelde sert düşer.
Çünkü onları yukarı taşıyan şey, aynı hızla aşağı çeker.
Toplumların en kritik kırılma noktalarından biri, yönetenlerin makamlarını korumak adına verdikleri tavizlerle başlar. Bu taviz, ilk bakışta “küçük” gibi görünür; fakat tarih bize öğretir ki devletler küçük yanlışlardan değil, o yanlışlara sessiz kalanlardan çöker. Bugün kamu yönetiminde yaşadığımız sorunların büyük bölümü de işte bu sessizliğin ve taviz alışkanlığının mirasıdır.

Şirketlerin ve Kurumların en büyük hatalarından biri, çalışanların kolayca yerine konabileceğini düşünmektir. Oysa nitelikli ve deneyimli çalışanlar, yalnızca günlük işlerini yapan bireyler değil; kurumun hafızası, kültürü ve müşterilerle kurduğu güven bağıdır. Bir çalışanı kaybetmek, yalnızca bir pozisyonun boşalması anlamına gelmez; yıllar içinde oluşmuş bilgi birikimi, kurum içi süreç bilgisi, müşteri ilişkileri ve ekip içi uyum da kaybolur.

