Geçtiğimiz hafta hayatımın en özel, en duygu dolu buluşmalarından birine şahitlik ettim. Yıllardır kitaplardan okuduğumuz, uzaktan uzağa üzülerek takip ettiğimiz o büyük Moro direnişinin yaşayan efsanesi, mücadelenin tam kalbindeki isim Hacı Murat İbrahim’i bizzat dinleme şansım oldu. O konuşurken salondaki herkes gibi ben de adeta nefesimi tuttum. Karşımızda sadece bir lider değil, asırlık bir zulme diz çökmeyen koca bir halkın iradesi duruyordu. Onun ağzından dökülen her kelimede, sanki o uzak coğrafyanın balta girmemiş ormanlarına gittik, kurşun seslerini duyduk, çekilen acıları içimizde hissettik. Bizlere bu muazzam destanı adeta yeniden yaşattı.
Aslında hikayenin aslına bakarsak, Bangsamoro halkının özgürlüğü öyle kolay kazanılmış, masada bir kalemde hediye edilmiş bir şey kesinlikle değil. Arkasında tam 100.000 şehit, asırlar süren bir eziyet ve en temel insani yaşam koşullarının bile ellerinden alındığı karanlık bir dönem var. Moro’nun özgürlük mücadelesi, sadece modern bir siyasi hareket değil; asırlara yayılan bir kimlik, inanç ve toprak savunmasıdır.
Her Şey Nasıl Başladı? Tarihin Derinlikleri
Moro halkının kendi kimliğini bulması ta 14. yüzyılda İslamiyet’in o topraklara ulaşmasıyla başlıyor. Bölgedeki kabileler İslam’ın gelişiyle bir araya gelerek çok güçlü sultanlıklar kurmuşlar. Sulu Sultanlığı (1450) ve Maguindanao Sultanlığı o dönemde kendi hukuk sistemleri, orduları ve dış politika vizyonları olan tamamen bağımsız devletlermiş. Ticari ve askeri açıdan tam birer bölgesel güç olan bu yapılara “Moro” adını ise bölgeyi işgal etmeye gelen İspanyollar takmış. Kuzey Afrikalı Müslümanlara (Endülüs döneminden kalma bir alışkanlıkla) verdikleri “Moors” kelimesinden türeyen bu isim, zamanla bir halkın direniş kimliğine dönüşmüş.
Üç Aşamalı Sömürgecilik Kuşatması ve Tek Bir Direniş
Moro halkı o kadar talihsiz ama bir o kadar da dik duruşlu bir halk ki, tarih boyunca tam üç büyük küresel güce karşı topraklarını korumak zorunda kalmışlar:
-
İspanyol İşgali (1565 – 1898): İspanyollar Filipinler’in kuzeyini kolayca Hristiyanlaştırıp sömürge yapsalar da, güneydeki Moro sultanlıklarına tam 300 yılı aşkın süre boyunca diş geçirememişler. Bizim Moro Müslümanları kesintisiz bir cihad ve destansı bir gerilla savaşıyla onları topraklarına sokmamış.
-
Amerikan Dönemi ve “Kağıt Üstündeki” İlhak (1898 – 1946): İspanya savaşı kaybedince, sanki kendi mülküymüş gibi hiçbir zaman tam hükmedemediği Mindanao ve çevre adalarını Paris Antlaşması ile 20 milyon dolar karşılığında ABD’ye satmış. Amerikalılar da modern silahlarla gelip Bud Dajo ve Bud Bagsak gibi çok acı katliamlar yaparak buraları kontrol altına almaya çalışmış.
-
Filipinler Yönetimi ve Demografik Kuşatma (1946 Sonrası): En büyük darbe ise Filipinler 1946’da bağımsızlığını kazanınca gelmiş. Moro toprakları, orada yaşayan Müslümanların rızası hiç alınmadan Manila yönetimine devredilmiş. İşte bu dönem Morolar için tam bir hayatta kalma mücadelesine dönüşmüş. Devlet, kuzeydeki Hristiyan nüfusu planlı bir şekilde güneye göç ettirerek Müslümanları kendi öz yurtlarında azınlık durumuna düşürmüş. Topraklarına el konulmuş, en temel insani haklarından mahrum bırakılarak açlığa ve sefalete mahkum edilmişler.
“İlaga” Vahşeti ve Bıçağın Kemiğe Dayanması
1960 ve 70’lere gelindiğinde durum artık katlanılamaz bir hal almış. Manila hükümetinin sistematik ayrımcılığı yüzünden bölge ülkenin en fakir yeri haline gelmiş. Üstüne bir de devlet destekli “İlaga” (yani Fareler) adı verilen Hristiyan milis çeteleri kurulmuş. Bu çeteler Müslüman köylerini basıp insanları vahşice katlediyormuş.
Özellikle 1971’deki Manili Katliamı’nı dinlerken insanın içi parçalanıyor. Bir camide barış görüşmesi yapılacağı vaadiyle toplanan, aralarında kadın ve çocukların da olduğu 70 kadar Moro Müslümanı gözlerini kırpmadan caminin içinde katledilmiş. İşte bu vahşet, Moro halkı için artık sabrın tükendiği, sözün bittiği yer olmuş.
100.000 Şehit ve Silahlı Direnişin Doğuşu
Artık siyasetle, konuşarak bir şey elde edemeyeceklerini anlayan Moro gençleri dağlara çıkıp silahlı direnişi başlatmışlar. Önce Nisuri Misuari liderliğinde Moro Ulusal Kurtuluş Cephesi (MNLF), ardından da işin İslami ve yerli ruhunu daha da güçlendirmek amacıyla Salamat Haşim liderliğinde Moro İslami Kurtuluş Cephesi (MILF) sahneye çıkmış.
Bu mücadele öyle kolay bir yürüyüş değildi. Filipinler ordusunun havadan ve karadan yürüttüğü acımasız operasyonlar karşısında Bangsamoro halkı; dağlarda, bataklıklarda ve ormanların derinliklerinde direndi. Çeyrek asra yaklaşan bu modern çatışma döneminde tam 100 binden fazla insan şehit düştü. Milyonlarca insan iç göçmen durumuna düştü veya komşu ülkelere (Malezya vb.) sığınmak zorunda kaldı. Eziyet, açlık ve ambargolar altında geçen bu yıllarda Bangsamoro, özgürlük iradesinden tek bir adım bile geri atmadı.
Yüzyıllar Sonra Gelen Hizmet ve Hacı Murat İbrahim Dönemi
Bu asırlık, inatçı direniş karşısında Filipinler hükümeti en sonunda pes etmek ve masaya oturmak zorunda kaldı. Uzun ve çok zorlu müzakerelerin ardından, MILF lideri Hacı Murat İbrahim döneminde tarihi bir dönüm noktasına ulaşıldı.
-
2014 yılında tarihi barış antlaşması imzalandı.
-
2019 yılında yapılan referandumla, Moro Müslümanlarının kendi kendilerini yöneteceği “Bangsamoro Özerk Bölgesi” (BARMM) resmen kuruldu ve Hacı Murat İbrahim bu bölgenin ilk başbakanı olarak tarihe geçti.
Moro Müslümanları, yüzyıllar boyunca ilk defa onun başbakanlığı döneminde gerçek anlamda insani hayat şartlarına kavuştu, insanca muamele gördü ve gözle görülür hizmetler almaya başladı. Yılların ihmal edilmişliği, sömürülmüşlüğü onun döneminde bir nebze olsun sarılmaya başlandı.
Geçtiğimiz hafta onu dinlerken sesindeki o vakur ve sarsılmaz inanç beni çok etkiledi. Şöyle diyordu:
“Biz sadece topraklarımızı değil; inancımızı, onorumuzu ve neslimizin geleceğini savunduk. Ödediğimiz bedel 100.000 candı, ama geride bıraktığımız miras hür bir Bangsamoro oldu.”
Kirli Planlar ve Çelikten Bir Feraset
Ancak barışın ve huzurun ömrü ne yazık ki çok uzun sürdürülmek istenmedi. Geçtiğimiz yıl (2025), Filipinler hükümeti bölgedeki kazanımları baltalamak için çok tehlikeli bir hamle yaptı. Hacı Murat İbrahim’i hukuksuzca görevden alarak, kabinedeki birkaç bakanı hapse attılar ve yerlerine bir genelkurmay başkanını başbakan olarak atadılar. Para, güç ve makam teklifleriyle bazı çevreleri satın alarak hem Moro halkının bugüne kadar kanla, canla kazandığı hakları geri almayı hem de bölgeyi yeniden bir iç savaşın eşiğine sürüklemeyi hedeflediler.
İşte tam bu noktada, o büyük komutanın, Hacı Murat İbrahim’in çelikten feraseti ve devlet adamlığı devreye girdi. Provokasyonlara gelmeyerek, halkını ve askerini sağduyuya davet ederek planlanan o büyük iç savaşı tek başına önledi. Mücadelesini silaha değil, halkının iradesine teslim etti.
Şimdi Seçim Vakti: Kardeşlerimizin Yanındayız
Şimdi önümüzde çok kritik bir eşik var; bu yılın Eylül ayında Bangsamoro’da nihayet seçime gidiliyor. Filipinler hükümeti, arkasına sınırsız bütçeler ve açık çekler verdiği yeni başbakanla ne kadar kirli planlar yaparsa yapsın, sahada durum çok başka. Moro halkının kalbi de desteği de sonuna kadar Hacı Murat İbrahim’in arkasında.
Geçtiğimiz hafta onun gözlerinin içine bakarak dinlediğimiz o sarsılmaz inanç, bize bir kez daha gösterdi ki; bu dava masada lütufla kurulmadı, masada oyunlarla da yıkılamaz. Bizler, Hacı Murat İbrahim’in bu seçimlerden yeniden zaferle çıkacağına, Moro Müslümanlarının elinden alınmak istenen özgürlük ve izzetine tekrar kavuşacağına kalpten inanıyoruz. Bu zorlu süreçte, dün olduğu gibi bugün de Bangsamorolu kardeşlerimizin yanında duracağımızı, elimizden gelen tüm desteği vereceğimizi buradan bir kez daha ilan ediyoruz.
Yolun açık olsun büyük komutan, dualarımız ve kalbimiz sizinle…

Toplumların en kritik kırılma noktalarından biri, yönetenlerin makamlarını korumak adına verdikleri tavizlerle başlar. Bu taviz, ilk bakışta “küçük” gibi görünür; fakat tarih bize öğretir ki devletler küçük yanlışlardan değil, o yanlışlara sessiz kalanlardan çöker. Bugün kamu yönetiminde yaşadığımız sorunların büyük bölümü de işte bu sessizliğin ve taviz alışkanlığının mirasıdır.

Şirketlerin ve Kurumların en büyük hatalarından biri, çalışanların kolayca yerine konabileceğini düşünmektir. Oysa nitelikli ve deneyimli çalışanlar, yalnızca günlük işlerini yapan bireyler değil; kurumun hafızası, kültürü ve müşterilerle kurduğu güven bağıdır. Bir çalışanı kaybetmek, yalnızca bir pozisyonun boşalması anlamına gelmez; yıllar içinde oluşmuş bilgi birikimi, kurum içi süreç bilgisi, müşteri ilişkileri ve ekip içi uyum da kaybolur.
